» Русская версия        » Türkce
Домашняя страницаСвязь с нами

Tevhid

Sira

Hadis

Fıkıh

Bidetler

Fetvalar

Kadin ve tesettur

Mekaleler

Forum

  
http://www.musluman.biz
http://www.hakyoluislam.com
http://kullukrisalesi.com
http://asri-saadet.com
http://islah.de
 http://kitabussunne.blogcu.com
http://www.islamhouse.org/
http://ebumuaz.blogspot.com/
 
 
Evlilik Öncesi ilişki Faydalı mıdır?

Sualın numarası:

Evlilik Öncesi ilişki Faydalı mıdır?

Cevap:
Evlilik Öncesi ilişki Faydalı mıdır?

Soru:

Evlenmek isteyen bir kişinin evleneceği kişiyle onu tanımak kastıyla belli bir zamanda olsa evli gibi yaşaması, onunla sevişip cinsi yönündeki uyumluluğu kontrol etmesi ve beraber yaşayarak belli karakteri stik ve fikirsel ve sosyal yönleriyle tanışmak istemesi caiz midir. İnsan evleneceği insanı bu şekilde tanıma fırsatı bulamaz ise yapacağı evliliğin başarısız bir evlilik olma ihtimali çok büyük değil midir?



Cevap:

Bu soruda ki mantık hatası, metodik bir düşünce hatasından kaynaklan dığı için cevabımız da daha çok bu yönde olacaktır. Bir kere şunu bilmeliyi z ki, bizler Yaratıcının büyük ilmi, gücü ve takdiri karşısında aciz birer mahlukuz. Kendisini n mahluk olduğunu bilen hayat sahibi her insanın heva ve hevesine uyarak konuşarak ahkam kesmeden önce yapması gereken bazı işler vardır. Gerçek bilgilerl e tanışmamış nötr durumda bulunan bir insan kendi özel bilgi, görgü, deneyim ve sahip olduğu kültüre göre mantıksal çıkışlar yaparak kendine göre mantıksal sonuçlara varacak ve bu sonuçları mutlak doğrular olarak görebilecek bir durumdadır. Her konuda yaratıcıya muhtaç durumda olup, onun yaratmış olduğu bu esrarengi z aleme kendi isteği ile gelmeyen ve ister istemez yaşamak zorunda olduğu bir imtihan süreci içinde kendisini bulan insanoğlunun, karar ve hüküm verme işinde aceleci davranması kendi aleyhinde bir gelişmedir ve sonuçta o denli kendi aleyhine olacaktır. İnan oğlu bu aşamada Yüce Yaratıcı tarafından sunulan bilgi ve haberleri n şekillendirip yönlendirmesi gerektiği aklını en iyi şekilde kullanmalı ve bu şekilde şekillenen düşünce ve mantıkla doğruya ulaşma gayreti göstermelidir. Esasen insanoğlunun hiçbir tesir altında kalmadan mutlak fıtratı ile düşündüğü takdirde Yaratanını bulup fikir,inanç ve aksiyon olarak Rabbini razı eden bir dereceye ulaşması mümkündür.



Kendisine eğitim yuvalarında dayatılan tek taraflı düşünen ve istediğini istediği şekilde körpe beyinlere enjekte eden eğitim sistemler inin elbette kendi istediği doğrultuda düşünmeye mecbur edilmiş bir halk kitlesi oluşturması mümkündür. Bu şekilde kendine ve de halkına at gözlüğü takarak sadece müsaade edilen yönü görmesini sağlayan sistemler esasen kandırıcı, ihanet edici, bir o kadar da zorba sistemler dir ve genelde hitap ettikleri kitleleri n kendileri için çizilmiş düşünce sınırları dışına çıkmaları büyük gayretler gerektire n nadir bir durumdur.



Halbuki insanoğlu, yaratılanların efendisid ir, kendileri ni güçlü, kurnaz kabul eden zorba gurupların tahakkümleri altına sokulamay acak kadar büyük bir şeref ve izzete sahiptir. Kendi düşüncelerini diğer insanlara angaje ederek kendi menfaatle rine yönelik bir sistem kurma çabasından başka bir şey olmayan söz konusu bu gayretler insanoğluna yapılmış en büyük ihanetten başka bir şey değildir. Güçlünün hakim olduğu bir sistemde güçlü olan her zaman kendini ve taraftarl arını haklı görmek ister. İşte bu şartlar içinde söz konusu tahakküm ve çıkar amaçlı eğitim sistemler inin bilgilend irip şekillendirdiği beşer aklının, onların istediği doğrultuda düşünce ve inanca sahip olması da beklenmes i gereken bir olgudur.



Bu söz konusu sistemler, büyük gayretler le kandırıp uyuttukla rı yığınların başkaları tarafından uyandırılmalarına asla müsaade etmezler. Aksi takdirde büyük masraflar la yaptıkları sihir bozulacak tır ve başkalarının sırtından geçinmek isteyen zorbalar kâbus görmeye başlayacaklardır.



Kendisine dayatılan taraflı felsefi yaklaşımların şekillendirdiği akıl ve mantıkla düşünen bir insan, esasen hala kendisi olamamıştır. O insan olsa olsa hala başkalarının yönlendirmesiyle başkaları adına düşünüp fikirsel çıkarım ve sonuçlara varan bir alet durumunda dır. Halbuki izzet sahibi olan insanoğlu, gözüne takılmaya gayret edilen at gözlüğünün, başına geçirilmeye çalışılan esaret çuvalının farkına vararak, kendisi olabilmek için azami gayret göstermeli ve tarafsız bir şekilde birbirine paralel ve karşıt durumda olan fikirsel metot ve onların ürünlerini hiçbir baskı hissetmed en inceleyer ek seçimi hür bir irade ile yapmalı ve daha sonra yine hür bir irade ile fikir üreterek en doğru sonuçlara varmalıdır.



Sade bir akıl kendisini n esasen bir mahluk olduğunu ve kendisini yaratanın daha üstün bir bilgiye sahip olması gerektiğini bilir. Bunu bilince de her zaman aklına yaratıcının mutlak doğrulara sahip olduğunu ve asla yanılmasının mümkün olmadığını anlar. Yine kendisini n bir mahluk olarak eksik bir yaratık olduğunu kabul eden insan, kendisine dayatılan bazı sözde doğruların kendisini yanıltabileceğini, kendi kendine gerçek bilgilerd en yoksun olarak vereceği kararların kendini ve içinde yaşamış olduğu toplumu bir kaosa sürükleyebileceğini düşünecektir ve Yaratana kulak veren bir düşünce metoduna ihtiyacı olduğunu kavrayaca ktır.



Yüce Yaratıcıya endeksli bir düşünce ise sadece Yüce Yaratıcının mutlak doğrularından ilhamla fikirsel performan sını gösterir ve en doğru sonuçlara ulaşarak iki dünya saadetini yakalamış olur. Bunun haricinde ki bütün çabalar deneme-yanılma yoluyla mutluluğu bulabilme çabaları içinde bocalayıp kalmaktan öte bir şey değildir. Maalesef aradığı şeyi araması gereken yerler dışında arayanlar "sil baştan" uygulamal arı içinde koskoca bir hayatı heder etmekte ve sonunda da asla dönüşü mümkün olmayan bir azap ve sıkıntı içine kendini adeta sürüklemektedir. Yüce Yaratıcının mutlak dorularını beğenmeyip onlara itiraz ederek kendi çabaları ile daha müreffeh bir hayat peşinde olmayı yeğleyen yığınlar velileri olan şeytanın yolunu ve korkunç ve acınacak sonunu tercih etmiş olmaktadırlar.



Bu girişten sonra hemen konuya girelim. Yukarıda belirttiğimiz gerçeklerin farkında olup bu gerçeklere iman etmiş bir insan daha hiçbir şüpheye yer vermeden Yaratıcıdan gelen doğruların mutlak doğrular olduğunu ve insanın dünya ve ahiret yaşamında mutlu ve şerefli bir yaşam sürmesinin bu gerçeklere uymakla mümkün olacağını bilir. İşte bura kul Yaratıcıya mutlak bir teslimiye t göstermelidir. Teslimiye t gösterdikten sonra bu kulun teslim olduğu gerçeklerin doğruluk derecesin i kendi eksik aklıyla kavrama, anlama ve kanaat getirme hakkı vardır ve bu iş gerekli bir iştir.

Yüce yaratıcı bizleri yaratıp mutlu olmamız için gerekli programı açıklayarak bizden bu programa uymamızı istemiş fakat aynı zamanda imtihan gereği uyup uymama serbestiy eti de vermiştir.



Soru da belirtile n durum elbette dinimizce yapılması yasak ve mahzurlud ur. Dinimiz cinslerin ancak nikahlana rak bir birlerind en cinsi yönden istifade edebilece klerini belirtmiştir. Biri ile evlenmek isteyen bayan veya erkeğin birbirler ini beğenmeleri için görmeleri caizdir. Şüphesiz bu durumunda İslam şeriatında belirtile n ölçüler içinde olması gerekmekt edir.



Evlilik öncesi her türlü ilişkinin normal görüldüğü toplum birimleri nde nişan atma veya boşanma olaylarının gayet fazla olması dikkatten kaçmamaktadır. Bu tür toplum birimleri nde ki boşanma olaylarının oranı da gayet yüksektir. Şüphesiz bu durumun ortaya çıkmasında nikah öncesi ilişkilerin de payı oldukça büyüktür. Zira nikah öncesi ilişkiler eşlerin birbirler ine olan güvenini sarsmakta dır. Çünkü nikahsız en ufak bir temas veya beraberliği kendileri ne haram gören çiftlerin bu inançları birbirler ine olan güvenlerimi artırıcı önemli bir faktör olarak karşımızdadır.



Cinsler evlilik öncesinde sınır tanımadan her türlü beraberliği ve aksiyonu yaşayabiliyorsalar bu büyük mesuliyet in altında girip ezilmeler ine ne gerek vardır!? Evlilik öncesi her şeyi yapan ve deneyen karşılıklı cinslerin evlendikl erinde hayalarında ne değişecektir!? Nikah onlar için sadece beraberliğin belgelenm esinden öte başka bir anlam ifade edebilir mi!?



İnsanı ailesine bağlayan ve ailesini değerli kılan şeylerden biri de hiç şüphesiz cinsi yönden karşılıklı bir doyumun sağlanmasıdır. Eşler bu doyumu nikahları sayesinde kazanmışlardır. Bu duygu ister istemez onlara nikahın önemini anlatacak ve nikah sistemine karşı içlerinde bir minnet duygusu oluşacaktır. Tersini düşünürsek; nikahsız olarak bu beraberliği yakalayan karşılıklı cinsler için nikahın ve nikahın sağladığı aile bağının fazlaca güçlü olması mümkün değildir.



Şöyle bir tarihe bakarsak evlilik öncesi nikahsız her türlü cinsi yaklaşım ve deneyimle rin asla ve kat'a yapılmadığı dönemlerde hem aile hem de toplum ve hatta fert yapısının çok daha sağlam temellere oturmuş olduğunu görürüz. O günlerde nispet olarak çok az olan nişan atmalar ve boşanmalar bugün artık korku verici oranlara ulaşmıştır.



Kadının evlilik öncesi nikahsız olarak koca adayı olabilece k bir kişiye her yönden kapılarını açık tutması kendine yaptığı en büyük düşmanlıktır. Zira bazı erkekler o dönemde istediğini, istediği kadar elde ettikten sonra basit sebeplerl e iffetiyle oynadığı bayanları terk edebilmek tedir. Bu şekilde duyguları ve namusuyla oynanan bayan etrafına kötü bir intiba bırakmakta ve bazı çekinceleri taşıyan diğer erkekleri n kendisine asla talip olamamala rına sebep olmaktadır. Bu durumdan zararlı çıkan taraf genelde bayanlar olmaktadır.



Evlilik öncesi tanışma bahanesi ile yapılan ilişkiler toplumun temeli olan aileyi tehdit etmekte ve babası belli olmayan çocukların çileli bir hayat ve toplumda kanayan bir yara olarak dünyaya gelmeleri ne sebebiyet vermekted ir.



Bir çok erkek evlilik öncesi beraberli klerde kendisini teslim eden bayanlarl a bir aile kurmaktan çekinmekte ve kendileri nin evlilik döneminde namuslu kalacakla rı konusunda şüpheler taşımaktadırlar. Zira nikahsız olarak kendisine teslim olan bayanın evlilik hayatında aynı şeyleri yapmaktan asla çekinmeyeceği ihtimali, bir erkeğin yuva kurarken verecek olduğu kararları ve yapacak olduğu tercihler i büyük ölçüde olumsuz yönde etkileyec ek ve böylece yıllarca beraberce cinsi hayat yaşayan nikahsız erkekler sıra yuva kurmaya geldiğinde bu ve benzeri çekincelerle bu işten kaçınacaktır.



Nikah her türlü cinsi yaklaşımı mubahlaştıran bir unsurdur. Nikahtan önce bu mubahlaştırma işini gerçekleştirenlerin nikah kıymalarına da gerek kalmamıştır. Size sorarım; nikahsız her türlü yakınlık, paylaşım ve cinsi deneyimi gerçekleştiren iki kişi nikah yapmaya karar verince bu nikahla neyi kazanacak tır!? Nikahsız cinsi yaklaşımları normal ve hatta gerekli görenlerin boşanmaları durumunda cinsi ihtiyaç açısından, hayat paylaşımı açısından kaybedece kleri bir menfaat var mıdır!? Böyle insanlar için nerede akşam orada sabah mantığı geçerli değil midir!?



Nikahsız ilişkiyi normal ve hatta evlenme niyeti olursa gerekli görenler evlendikt en sonra da bu huylarına devam edecekler dir ve ihanetler ve kaçamaklar gündeme gelebilec ektir. Bu durumda şüphesiz toplumun temel taşı olan aileyi tehdit etmektedi r. Tarlasını kurtlarda n ve kuşlardan koruma ihtiyacı hissetmey en bir bayanın tarlası bağ değil daha çok dağ olur.



Evlilik öncesi karşı tarafı cinsel yönden denemenin bir ihtiyaç olduğunu iddia edenler yalan konuşmaktadırlar. Doğru konuştuklarını varsaysak bile; zira birinci tecrübeden sonra gerekli bilgi elde edildiği halde bu deneyimle rin ardının kesilmediğini görürüz. Örneğin kendisini eş olarak seçmek için yapılan birinci oynaşma veya ilişki de onların iddialarına göre gerekli olan bilgiler elde edildiğine göre senelerce aynı deneyin yapılmasının kastı ne olabilir. .!! Sanırım denekler bir önceki deneyin sonuçlarına hep şüpheyle baktıkları için bu deneyleri devam ettirmekt edirler!! Böyle bir mantık olabilir mi!? Neden çok açık bir şekilde zina kültürünün kendileri nin normal ve gerekli bir kültür olduğunu kabul ederek bunu açık bir şekilde ifade etmiyorla r da, deneme ve tanışma gibi sebepleri n arkasına saklanıyorlar!? Çok açıktır ki; esas hedef burada denemek değil bir hayat anlayışının tatbik şeklidir. Evlilik öncesi bir aile hayatını yaşamaya çalışanlar en küçük tartışmada birbirler ine uygun olmadıklarını ve yok kısa iken dönmek gerektiğine hükmederek ayrılabilirler. Zira bu felsefeyi paylaşanlar için fıtrattan gelen cinsi ihtiyacı karşılamak için yeniden büyük bir gayret gerektire n bir evlilik yapmalarına gerek bile yoktur. O zaman bu zahmete katlanmanın da manası azalmakta dır.

Gençliklerinde cinsel yaşantıyı ve sevgiyi daha sonra eşleri olması garanti olmayan birileri ile yaşayanlar başkalarıyla evlendikt en sonra yeni eşlerine adapte olma zorluğu yaşamaktadırlar. Zira ilk tecrübenin her zaman ilk hatırlatıcı olması kaçınılmaz bir olaydır ve o insanlar cinsel beraberli k esnasında bile asla unutulmaz lar. Bu durumda eşler arasında sağlan bir cinsel hayatın olması da zorlaşacaktır.

Yıllarca süren ilişkilerle devam eden bir tanışma faslı sizce abartılı bir fasıl değil midir!? Doğrusu bu bir tanışmaktan öte hayatı anlama ve yaşama biçimidir. Ve bu biçim hayat boyu haram işlemek ve sonunda bu işin azabını ahirette tatmak demektir.

Listeye geri gelmek

 

Hasan el Basri (radiallahu anhu) diyor ki:

“Daha öncekiler arasında sünnet ehli azınlıkta idi, gelecekte de azınlıkta kalacaktır. Zira onlar nimet bolluğu zenginlik içinde şımarmış olanların arasına katılmadılar. Din adına ibadet uyduran bid’atçıların, bid’atlarına iştirak etmediler. Rableriyle karşılaşıncaya kadar İslam sünnetleri üzerinde hayatlarına devam etmeye sabrettiler.

Ey müslümanlar sizlerde öyle olunuz.”
Son mekaleler