Bidatçi kimselerin arkasında namaz kılmamak terk edilmiş bir sünnettir. Bu sünnet öyle terk edildi ki, ilim ehli olan kimseler dahi bundan bahsetmemektedir. Aşağıda da örneklerini vereceğimiz gibi, selef alimleri bidatçi kimselerin arkasında namaz kılmazlardı. Bilmeden arkalarında namaz kılarlarsa cuma ve bayram namazı hariç, kıldıkları namazları tekrar iade ediyorlardı. Ancak bidatçi olan imam, müslümanların halifesi ise ona sabretmek sünnettir. Buna rağmen bazı alimler yine de namazlarını iade etmişlerdir. Ahmed b. Hanbel, Ali b. el-Medinî ve Yahya b. Maîn, halife Me'mun'un ardında kıldıkları namazları iade etmişlerdir.
Tevhidin aslı, buna îman etmenin en doğru yolu şudur: Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehenneme inandım, bunların hepsi de haktır, demek gerekir.
Yüce Allah, sayı yönüyle değil, ortağı olmaması yönüyle birdir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. O'na hiçbir şey denk değildir. O yarattıklarından hiç birine benzemez. İsimleri, zatî ve fiilî sıfatlarıyla daima var olmuş ve var olacaktır.
Burada kabir azabına götüren birtakım günahları, Kur'an ve sahih sünnetten delilleri ile birlikte zikredeceğiz.
Bu günahlardan bazıları şunlardır:
1- Allah Teâlâ'ya ortak koşmak (şirk) ve O'nu inkâr etmek (küfür).
Nitekim Allah Teâlâ Firavun âilesi hakkında şöyle buyurmuştur:
“Onlar (Firavun âilesi, kabirlerinde azap olunurlar ve hesap gününe kadar) sabah- akşam ateşe sunulurlar: Kıyâmetin kopacağı gün de (yaptıkları kötü amellerine karşılık olarak) Firavun âilesini en şiddetli azaba sokun!" ( Ğâfir Sûresi: 46 )
Allah Teâlâ yine bu konuda şöyle buyurmuştur:
“(Ey Muhammed!) O zâlimleri, ölümün korkunç dehşeti ile boğuşurken, (canlarını alacak olan) melekler de ellerini uzatmış bir halde onlara: ‘Haydi düştüğünüz şu durumdan kendinizi kurtarın![1] Allah’a karşı gerçek olmayanı söylemenizden (iftira etmenizden) dolayı sizler, bugün en alçaltıcı azapla cezâlandırılacaksınız” derlerken onların halini bir görmüş olsaydın.” ( En'âm Sûresi: 93 )
Eğer denilirse ki, hususuz kılınan namaz hakkında ne dersiniz? Acaba öyle bir namaz kabul olunur mu?
Buna şöyle cevap verilebil ir:
Bu, bundan sevap alamayacağı manasındadır ve ancak aklı başındayken ve Allah'a huşu' edilen miktarınca sevab alır, onun dışındaki sevaba konu olmaz.
İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir:
"Namazından sana ait olan ancak aklının başında olduğu kısmıdır."
Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde merfu olarak şöyle bir hadis rivayet edilmiştir:
"Kul namaz kılar. Ancak o namazdan onun hesabına ya yarısı ya üçte biri veya dörtte biri, nihayet onda biri yazılır."
Cenab-ı Hak namaz kılanların felahını, namazlarında huşu halinde olmalarına bağlamıştır. Bu da namazda huşu içinde olmayanla rın kurtulanl ardan olmayacak larına delalet eder. Şayet hususuz kılınan namaz kabul olunsaydı, öyle namaz kılanların da felah bulanlard an olmaları gerekirdi .
‘Fıkıh’ sözlükte, söz ve fiillerin amaçlarını kavrayacak şekilde keskin ve derin kavrayış, iyi ve tam anlamak, bir şeyi derinlemesine bilmek demektir.
‘Fıkıh’ kelimesi, bilmek, anlamak gibi anlamlara gelen ‘ilm ve ‘fehm’ gibi kelimelerden biraz daha özel bir anlam taşır.
‘Fıkıh’ kelimesi Kur’an’da yaklaşık yirmi yerde fiil kalıplarıyla ve bir şeyi tam ve iyi anlamak, kavramak, bir şeyin hakikatini bilmek ve akletmek manasında kullanılmaktadır.
Bir âyette ise ‘fıkh fi’d dín’ - ‘dinde anlayış sahibi’ şeklinde geçmektedir. “Mü’minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup çıktığında (bir grup da) dinde derin bir kavrayış edinmek (fıkıh sahibi olmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarıp-korkutmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da sakınırlar.” (Tevbe: 9/122)