Her hastaligi n bir ilaci vardir. Bilen bilir, bilmeyen de bilmez. Riyanin büyüklügüne ve müslümanin ibadeti için olusturdu gu tehlikeye ragmen, onun ve ihlasa ters düsen benzeri hastalikl arin da çesitli tedavi yollari ve ilaci vardir.
Bunlardan bazilari su sekildedi r:
1- Mükellef kimse sunu yakînen bilmelidi r ki, o bir kuldur. Kul, efendisin e hizmeti karsiligi hiçbir karsilik ve ücret haketmez. Çünkü o, kullugu geregi ona hizmet etmektedi r. Efendisin den kendisine ulasan ecir ve mükafat, efendisin in iyiligind en ve ihsaninda ndir. Yaptigini n karsiligi degildir.
Müslümanların gıybetini etmek ve aleyhinde konuşmak bir çok toplantının eğlencesi haline gelmiş! Halbuki, Allah bu davranışı yasaklamış, kullarına ondan nefret etmelerin i bildirmiş ve nefisleri n iğrendiği çirkin bir örnekle onu örneklendirmiştir. Allah azze ve celle şöyle buyurur: “Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (Hucurat: 49/12)
Bazı insanlar derler ki: Resülullah (s.a.v.) ın sakal bırakmasının ve sakal bırakmayı emretmesi nin sebebi, O zamanki Arapların sakal bırakmaları, Resûlüllah (s.a.v.) in da muhitinde geçerli olan bu âdete uyması ve muhalefet etmemesid ir. Bazı gafil ve muğfil kimseler böyle konuşmayla da kalmayıp şöyle derler: Resûlullah (s.a.v.). bu devirde olsaydı, sakalını keserdi. Maazallah! Bu bir cahlliyye konuşmasıdır. Çünkü, Resûlullah (s.a.v.) in yaptığı, emrettiği ve nehyettiği Allah (c.c.) in kendisine ve ümmetine beğendiği (seçtiği) ameller, ahlâk, siret ve sûretlerden ibarettir . Rabbı razı olduğu için bunları yapıyordu. Allahu Teâlâ Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz e ve Müslümanlara hanif olan İbrahim ve milletine tabi olmayı emretti ve Resûlullah (s.a.v.) Araplar da Hazret-i İbrahim ve milletind en kalan, devam eden hasletler i, aldı ve onunla amel etti. Çünkü o, Hazret-i İbrahim’in milletind en olduğu için; yoksa, muhitinde ki geçerli şeylere tabi olduğu için değil.
Değerli âlim Muhammed b.Salih el-Useymîn-Allah,İslâm ve Müslümanlardan yana kendisine en iyi şekilde mükafatını versin- kendisine Mevlid-i Nebevî'yi kutlamanın hükmü sorulduğunda, o şöyle cevap verdi:.
Birincisi: Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem-'in doğduğu gece kesin olarak bilinmemektedir.Aksine günümüzdeki bazı tarihçiler, Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem-'in doğduğu gecenin Rebîül-Evvel ayının 9. gecesi olduğu ve 12. gecesi olmadığı gerçeğine varmışlardır. O halde 12. gece yapılan kutlamanın tarihî yönden hiçbir dayanağı yoktur.
Demek Yüce Allah, bu kâinatta her ne kadar yaratık varsa, gerek isteyerek gerekse istemeyerek Müslüman olduklarını beyan buyurmuştur. Çünkü bütün varlıklar .genelde Allah'a kul olmaları için yaratılmıştır. Bunu ister kabul etsin, isterse etmesin, asla fark etmez, sonuç değişmez. Bütün yaratıklar, isteseler de istemeseler de, O'na yönelmekte, O'na muhtaç olarak yaşamak zorunda kalmaktadır. Hiçbir şey Allah'ın çizdiği kader çizgisinin dışına çıkamamaktadır. Takdir ve kaza nasıl yazılmışsa, öylece yaşamak zorundadır yaratık. Hayra da şerre de güç ancak O'ndan gelir. O bütün âlemlerin Rabbi ve Melikidir. O istediği şekilde idare eder. O her şeyin yaratıcısı, mucidi ve şekil verenidir. Allah'tan gayrı her şey sonradan var edilip yaratılmıştır ve mahlûktur. Fakir, zelil ve muhtaç olarak yaratılmıştır. Onun için de kuldur. Allah ise her türlü bildiğimiz ve bilmediğimiz noksanlardan münezzehtir. O her türlü vasıfta tek ve birdir. Yaratıcı, icat edici, şekil verici ve kahredicidir. O her ne kadar sebeplere yapışılmasını emretmişse de, o sebeplerin yaratanı ve takdir edeni de yine O'dur. Kendisi için sebep kılman şey de, sebepler gibi sadece O'na muhtaçtır. Mahlukâtta, bir hayrı yapmak veya bir şerri defetmek için müstakil, özel bir sebep yoktur. Belki bütün sebepler kendisine yardım edici diğer bir sebebe ve kendisine karşı çıkan ve engel olan zararı def ediciye muhtaçtır. İşte o son sebebi yaratan da Yüce Allah'tır. O herhangi bir yaratıktan yardım almaz. Hiçbir şeye muhtaç değildir. O'nun kendisine yardım edecek bir ortağı, yahut karşı koyacak ve engel olacak bir rakibi yoktur.
Geçen insanı yuttuğu için bu isim kendisine verilmiştir. Şeriatte ise sırat; "cehennemi n üzerine uzatılmış bir köprüdür." Mahşer yerinden ayrılıp ameller tartıldıktan sonra insanlar oradan geçeceklerdir. Cennet ehli olanlar cennete yönelerek köprünün üzerinden geçecekler. Cehennem ehli de geçemeye-rek cehenneme düşeceklerdir. Bu konuda Kur'ân'da ve hadislerd e birçok deliller vardır. Önce Kûr'an'da ayetlere bakalım. Allah şöyle buyurur: "O zalimleri cehennem yoluna koyun. Onları durdurun, çünkü kendileri nden daha da sorulacak tır." (Saffat: 13-24)
Muhammed b. Abdilvvehhâb, üzerinde yoğun spekülasyonlar olan bir isimdir. Kimileri onu Kur’ân ve sünnet eksenli bir hareketin imamı olarak kabul ederken, kimilerince ehl-i sünnet yolundan sapmış biri olarak görülür ve başlattığı hareket “Vehhâbîlik” diye isimlendirilir. Aşağıda, bugün Suudi-i Arabistan’ın en yüksek dini mevkisinin başında bulunan Bin Bâz’ın 1965 yılında el-Câmiatu’l-Islâmiyye rektör vekili iken Muhammed b. Abdilvehhâb’la ilgili verdiği konferans yer almaktadır. Bu konferans Ibn Abdilvehhâb’ı bir müceddid olarak takdim ederken, -bu ülkede türbe vb. yerlere karşı gösterilen katı tutumu hazırlayan sebepler gibi- Suudi-i Arabistan gerçeğiyle ilgili bazı ipuçlarını da içinde saklamaktadır. Konferans sahibinin bazı yaklaşımları ise -hiç şüphesiz- okuyucuya garip gelecektir: Suud ailesinin Muhammed b. Abdilvehhâb’la birlikte yürüttüğü bölgeye hakim olma mücadelesini sadece Kur’ân ve sünneti hakim kılma çabası olarak görmesi, bu bağlamda Türkler ve Mısırlılarla yürütülen mücadeleyi hakla batılın savaşı olarak değerlendirmesi gibi. Hanedan idaresine övgülerine bakılacak olursa, Bin Bâz’ın yönetim tarzıyla ilgili her hangi bir kaygısının bulunmadığı anlaşılacaktır. Burada ilk önce, konferans sahibi Bin Bâz’la ilgili bilgi verilecek, ardından da konferansın tercümesi sunulacaktır:
Allah Teâlâ, belli şartlar oluştuğu taktirde, kocanın karısını dövmesine müsaade etmiştir. Bu şartlar, âyetlerle ve Peygamberimizin sözleriyle açıklanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا. “Erkekler kadınların başlarında olurlar. Bu, Allah’ın birine diğerinden fazlasını vermesi ve mallarından harcama yapmaları sebebiyledir. İyi kadınlar, boyun eğenler ve Allah’ın korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır. Nüşûzundan havf ettiğiniz kadınlara gelince; onlara öğüt verin, yataklarında yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.” (Nisa 4/34)
Aşure günü Şiilerin hasan ve Hüseyin (r.ahuma) adını anarak başlarını yarmaları, kan akıtmaları, zincirle bedenlerini dövmeleri, caiz midir, İslamda buna dair delil var mıdır, ?
Değerli müslüman Allah beni ve seni razı olduğu, sevdiği, emrettiği din üzerine tutsun, Allah bizleri ehl- i sünnet akidesi ve selef imamlarının izinde giden salihlerden eylesin. Müslüman kuranın, sünnetin, emrettiği din üzerine olmalı ve ona davet etmelidir. Hiçbir müslümanın kendi kafasından bayram, özel gün, ibadete has günler diye günleri tahsisleştirme hakkı yoktur.
"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.