» Русская версия        » Türkce
Домашняя страницаСвязь с нами

Tevhid

Sira

Hadis

Fıkıh

Bidetler

Fetvalar

Kadin ve tesettur

Mekaleler

Kitaphane - Türkce

Kitaphane - Arapca

Forum

  
25 Rabi Al-Awwal 1431
11 March 2010
Фаджр05:28
Восход06:59
Зухр12:51
Аср16:09
Магриб18:43
Иша20:09
Полночь00:05
Islamic Finder
 
 
MÜBAREK RAMAZAN AYI-Hoş geldin!
RAMAZAN AYI HAKKINDA 20 HATIRLATMA

Ramazan ayında ne yapabilirim ?

Ramazanı en güzel amellerle geçirmek istemez misiniz ? Eğer geçirmek istiyorsanız, o zaman aşağıdaki maddeleri okumalısınız.

RAMAZAN AYINDA NE YAPABİLİRİM ?

ORUÇ
Niyetin yeri kalbtir, dil ile bunun söylenmesi bid’attır, velevki insanlar bunu güzel görseler dahi bu böyledir.

Ramazanın girişi, gözle görüldüğü veya şehâdet ile yâhut iddetin[1494] tamamlanm asıyla sâbit olmuş ise, mükellef olan her müslümanın orucuna geceden niyet etmesi farzdır. Hadiste: ( Kim geceden oruca niyet etmezse, onun oruçu yoktur )

Ramazan ayına idrak ettiğini bilmeden yer ve içerse sonra da bunu bilirse, kendini yemek ve içmekten tutarak orucunu tamamlar, bu onun için yeterlidi r.

Niyetin geceden yapılması farz olan oruca hastır. Çünkü Allâh Resûlü (sallalahi aleyhi wa sallam), Aişe (r.a)’ya, ramazan olmaksızın gelir ve şöyle derdi: “Yanınızda kahvaltı var mı? Yoksa ben oruçluyum”

RIYANIN TEDAVISI
Her hastaligi n bir ilaci vardir. Bilen bilir, bilmeyen de bilmez. Riyanin büyüklügüne ve müslümanin ibadeti için olusturdu gu tehlikeye ragmen, onun ve ihlasa ters düsen benzeri hastalikl arin da çesitli tedavi yollari ve ilaci vardir.

Bunlardan bazilari su sekildedi r:

1- Mükellef kimse sunu yakînen bilmelidi r ki, o bir kuldur. Kul, efendisin e hizmeti karsiligi hiçbir karsilik ve ücret haketmez. Çünkü o, kullugu geregi ona hizmet etmektedi r. Efendisin den kendisine ulasan ecir ve mükafat, efendisin in iyiligind en ve ihsaninda ndir. Yaptigini n karsiligi degildir.

Gıybet
Müslümanların gıybetini etmek ve aleyhinde konuşmak bir çok toplantının eğlencesi haline gelmiş! Halbuki, Allah bu davranışı yasaklamış, kullarına ondan nefret etmelerin i bildirmiş ve nefisleri n iğrendiği çirkin bir örnekle onu örneklendirmiştir. Allah azze ve celle şöyle buyurur:
“Biriniz, diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (Hucurat: 49/12)

SAKALLARI NI KESENLERİN MESNEDSİZ DELİLLERİ VE BATIL, UYGUNSUZ SÖZLERİ
Bazı insanlar derler ki: Resülullah (s.a.v.) ın sakal bırakmasının ve sakal bırakmayı emretmesi nin sebebi, O zamanki Arapların sakal bırakmaları, Resûlüllah (s.a.v.) in da muhitinde geçerli olan bu âdete uyması ve muhalefet etmemesid ir. Bazı gafil ve muğfil kimseler böyle konuşmayla da kalmayıp şöyle derler: Resûlullah (s.a.v.). bu devirde olsaydı, sakalını keserdi. Maazallah! Bu bir cahlliyye konuşmasıdır. Çünkü, Resûlullah (s.a.v.) in yaptığı, emrettiği ve nehyettiği Allah (c.c.) in kendisine ve ümmetine beğendiği (seçtiği) ameller, ahlâk, siret ve sûretlerden ibarettir . Rabbı razı olduğu için bunları yapıyordu. Allahu Teâlâ Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz e ve Müslümanlara hanif olan İbrahim ve milletine tabi olmayı emretti ve Resûlullah (s.a.v.) Araplar da Hazret-i İbrahim ve milletind en kalan, devam eden hasletler i, aldı ve onunla amel etti. Çünkü o, Hazret-i İbrahim’in milletind en olduğu için; yoksa, muhitinde ki geçerli şeylere tabi olduğu için değil.

MEVLİD-İ NEBEVÎ'Yİ KUTLAMANIN HÜKMÜ


Değerli âlim Muhammed b.Salih el-Useymîn-Allah,İslâm ve Müslümanlardan yana kendisine en iyi şekilde mükafatını versin- kendisine Mevlid-i Nebevî'yi kutlamanın hükmü sorulduğunda, o şöyle cevap verdi:.

Birincisi: Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem-'in doğduğu gece kesin olarak bilinmemektedir.Aksine günümüzdeki bazı tarihçiler, Rasûlullah-sallAllahu aleyhi ve sellem-'in doğduğu gecenin Rebîül-Evvel ayının 9. gecesi olduğu ve 12. gecesi olmadığı gerçeğine varmışlardır. O halde 12. gece yapılan kutlamanın tarihî yönden hiçbir dayanağı yoktur.

İbrahim'in Milleti

Demek Yüce Allah, bu kâinatta her ne kadar yaratık varsa, gerek isteyerek gerekse istemeyerek Müslüman olduklarını beyan buyurmuştur. Çünkü bütün varlıklar .genelde Allah'a kul olmaları için yaratılmıştır. Bunu ister kabul etsin, isterse etmesin, asla fark etmez, sonuç değişmez. Bütün yaratıklar, isteseler de istemeseler de, O'na yönelmekte, O'na muhtaç olarak yaşamak zorunda kalmaktadır. Hiçbir şey Allah'ın çizdiği kader çizgisinin dışına çıkamamaktadır. Takdir ve kaza nasıl yazılmışsa, öylece yaşamak zorundadır yaratık. Hayra da şerre de güç ancak O'ndan gelir. O bütün âlemlerin Rabbi ve Melikidir. O istediği şekilde idare eder. O her şeyin yaratıcısı, mucidi ve şekil verenidir. Allah'tan gayrı her şey sonradan var edilip yaratılmıştır ve mahlûktur. Fakir, zelil ve muhtaç olarak yaratılmıştır. Onun için de kuldur. Allah ise her türlü bildiğimiz ve bilmediğimiz noksanlardan münezzehtir. O her türlü vasıfta tek ve birdir. Yaratıcı, icat edici, şekil verici ve kahredicidir. O her ne kadar sebeplere yapışılmasını emretmişse de, o sebeplerin yaratanı ve takdir edeni de yine O'dur. Kendisi için sebep kılman şey de, sebepler gibi sadece O'na muhtaçtır. Mahlukâtta, bir hayrı yapmak veya bir şerri defetmek için müstakil, özel bir sebep yoktur. Belki bütün sebepler kendisine yardım edici diğer bir sebebe ve kendisine karşı çıkan ve engel olan zararı def ediciye muhtaçtır. İşte o son sebebi yaratan da Yüce Allah'tır. O herhangi bir yaratıktan yardım almaz. Hiçbir şeye muhtaç değildir. O'nun kendisine yardım edecek bir ortağı, yahut karşı koyacak ve engel olacak bir rakibi yoktur.

Sırat
Sırat; lugatta "açık yol" demektir.

Geçen insanı yuttuğu için bu isim kendisine verilmiştir. Şeriatte ise sırat; "cehennemi n üzerine uzatılmış bir köprüdür." Mahşer yerinden ayrılıp ameller tartıldıktan sonra insanlar oradan geçeceklerdir. Cennet ehli olanlar cennete yönelerek köprünün üzerinden geçecekler. Cehennem ehli de geçemeye-rek cehenneme düşeceklerdir. Bu konuda Kur'ân'da ve hadislerd e birçok deliller vardır. Önce Kûr'an'da ayetlere bakalım. Allah şöyle buyurur: "O zalimleri cehennem yoluna koyun. Onları durdurun, çünkü kendileri nden daha da sorulacak tır." (Saffat: 13-24)

Muhammed b. Abdilvvehhâb
Muhammed b. Abdilvvehhâb, üzerinde yoğun spekülasyonlar olan bir isimdir. Kimileri onu Kur’ân ve sünnet eksenli bir hareketin imamı olarak kabul ederken, kimilerince ehl-i sünnet yolundan sapmış biri olarak görülür ve başlattığı hareket “Vehhâbîlik” diye isimlendirilir. Aşağıda, bugün Suudi-i Arabistan’ın en yüksek dini mevkisinin başında bulunan Bin Bâz’ın 1965 yılında el-Câmiatu’l-Islâmiyye rektör vekili iken Muhammed b. Abdilvehhâb’la ilgili verdiği konferans yer almaktadır. Bu konferans Ibn Abdilvehhâb’ı bir müceddid olarak takdim ederken, -bu ülkede türbe vb. yerlere karşı gösterilen katı tutumu hazırlayan sebepler gibi- Suudi-i Arabistan gerçeğiyle ilgili bazı ipuçlarını da içinde saklamaktadır. Konferans sahibinin bazı yaklaşımları ise -hiç şüphesiz- okuyucuya garip gelecektir: Suud ailesinin Muhammed b. Abdilvehhâb’la birlikte yürüttüğü bölgeye hakim olma mücadelesini sadece Kur’ân ve sünneti hakim kılma çabası olarak görmesi, bu bağlamda Türkler ve Mısırlılarla yürütülen mücadeleyi hakla batılın savaşı olarak değerlendirmesi gibi. Hanedan idaresine övgülerine bakılacak olursa, Bin Bâz’ın yönetim tarzıyla ilgili her hangi bir kaygısının bulunmadığı anlaşılacaktır. Burada ilk önce, konferans sahibi Bin Bâz’la ilgili bilgi verilecek, ardından da konferansın tercümesi sunulacaktır:


Hasan el Basri (radiallahu anhu) diyor ki:

“Daha öncekiler arasında sünnet ehli azınlıkta idi, gelecekte de azınlıkta kalacaktır. Zira onlar nimet bolluğu zenginlik içinde şımarmış olanların arasına katılmadılar. Din adına ibadet uyduran bid’atçıların, bid’atlarına iştirak etmediler. Rableriyle karşılaşıncaya kadar İslam sünnetleri üzerinde hayatlarına devam etmeye sabrettiler.

Ey müslümanlar sizlerde öyle olunuz.”
Son mekaleler