Ebu Abbas der ki: "İlah; sadece "icat etmeye ve yaratmaya gücü yeten" demek değildir. Kelamcılar Uluhiyetin sadece icat etmeye gücü yetmek anlamına geldiğini sandılar. Halbuki, bunu müşrikler de kabul ediyorlar. Nitekim, Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Andolsun onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, 'Allah' derler." (Lokman: 31/25) "De ki: 'Biliyorsanız söyleyin; yer ve içinde bulunanlar kimindir?' 'Allah'ındır' diyecekler. 'O halde düşünmüyor musunuz?' de." (Mii'minun: 23/84-85) "Onların çoğu, Allah'a ortak koşmadan iman etmezler." (Yusuf: 12/106)
Leys, Ebu Ubeyd, Kisai, Vahidi ve lügatçıların cumhuruna göre tağut; Allah'tan (cc.) başka ibadet edilen her şeydir. Bu kelime tekil, çoğul, erkek ya da dişi her şey için kullanılmaktadır. Tekil olana örnek şu ayettir: "...Tağut'a muhakeme olmak istiyorlar! Oysa onu inkar etmekle emrolunmuşlardı..." (Nisa 4/60) Çoğul olana örnek de şu ayettir: "...Kafirlerin dostları da tağutlardır. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar..." (Bakara: 2/257)
"Ey insanlar! Söyleyeceğiniz sözü söyleyin, azı ile yetinin. Şeytan sizi kışkırtmasın. Ben sadece Muhammed'im, Allah'ın kulu ve Rasulüyüm. Beni, Allah'ın bana ihsan ettiği mevkinin dışına çıkarmanızı istemem." (Nesai Amelü'l-yevm ve'l-leyl: 248-249, Ahmed: 3/153, 241.)
Allah'dan baskasina el acip dua ederek, manevi yardim, medet, himmet, hidayete sevk, dalaletten hifz, nimeti celb, müsibeti def, rizik, sifa, sefaat gibi, sadece Allah'in kudretinde olan seyleri, Allah'dan baskasindan istemek, bu hususlarda Allah ile kullar arasinda aracilar olduguna inanmak. Bu, yukarida da belirtildigi gibi, Allah'a uluhiyyetinde sirk kosmaktir. Bunu irtikab eden, tevhid ile iliskisini koparmis ve Islam'dan siyrilmis demektir. Asagidaki ayet ve hadisler, muvahhid mü'minin, sadece Allah'dan istigasede bulunabilecegine, aksi taktirde Allah'a ortak kosulmus olacagina delildir;
"Allah'dan baskasina el acip dua etmez, O'na hic kimseyi ortak kosmazlar" (...)
Hamd, ancak Allah’a mahsustur. Salat ve selam Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in, O’nun ehli ve Ashabinin ve Kiyamet’e kadar onlarin yoluna uyanlara olsun.
‘Allah nerede?’ Bu soru karsisinda bakin ne tür cevaplarla karsilasacagiz;
Birçoklari “Tövbe estagfirullah, bu ne biçim soru! Allah’a hasa, sümme hasa mekan mi tayin ediyorsun?Allah mekandan münezzehdir!”diyecekler. Bazilari da tam aksine “Allah her yerde”, “Allah mü’minin kalbinde”, “Allah nerede anarsan orada”, “Allah arsda, ama arsin yeri belli degil”, “Allah gökte ama bizim bildigimiz gökte degil”vs…gibi yanitlar verecekler. Hakikat, bu çesitli görüslerin arasinda mi gizli veya gerçekten bu soruyu sormak hatami?
O (Allah), size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın (sizin üzerinizdeki) nimetlerini sayacak olursanız, (çok ve çeşitli oluşundan dolayı) onları sayamazsınız.Doğrusu insan, (nefsine) çok zulmeden ve (Rabbinin sayısız nimetlerine) çok nankörlük edendir.
Her insanın bilmesi gereken dîndeki üç esas nelerdir? 1. Kulun, Rabbini bilmesidir. 2. Dînini bilmesidir. 3. Peygamberi Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-'i bilmesidir.
Allah Teâlâ'ya îmânın anlamı: Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın varlığına, rubûbiyetine, ulûhiyetine, isimlerine ve sıfatlarına kesin bir şekilde inanmaktır. Allah Teâlâ'ya îmân, dört hususu içerir. Kim bu hususlara îmân ederse, o kimse gerçek mü'mindir. Birincisi: Allah Teâlâ'nın varlığına îmân Allah Teâlâ'nın varlığına îmâna delâlet eden birçok şer'î delil bir yana, insan fıtratı ve aklı delâlet etmiştir
Alimler, ihlas kelimesi -Kelime-i Şehadet- için, yedi şart zikretmişlerdir. Bu yedi şart, şu mısralarda dile getirilmiştir:
“ihlastır, ilim ve yakîn ile, Muhabbettir, doğrulama ve sıdk ile, Kabullenmedir, boyun bükme ve rıza ile.”
Burada zikrolunan yedi şart, Kur’ân ve Sünnet’in genel ifadelerinden çıkarılmıştır. Bazı alimler bu yedi şarta bir sekizinciyi ekleyerek şöyle nazmetmişlerdir:
Bu son şart, Peygamberimiz (s.a.v.)’in; “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet eder, Allah’ın dışında itaat edilen, kulluk yapılan, tapınılan şeyleri reddederse, malı ve kanı haram olur, (malı ve canı korunur). (167) hadisinden çıkarılan hükümdür. Kitabu’t-Tevhîd isimli eserde, bu hadis-i şerif zikrolunduktan sonra; “Bu nass ‘Lâ ilâhe illallah’ın manasını beyan eden en büyük delillerdendir.’ Çünkü bu hadis mal ve can güvenliği için, sadece kelime-i şehadet’in telaffuz edilmesinin, manası bilinerek söylense dahi yeterli olamayacağını bildirmiştir. Hatta kelime-i şehadetin ikrarı ve hiçbir şeriki olmayan, tek yüce Allah’a kullukta ve yakarışta bulunuyor olması dahi yeterli olamamıştır. Buna Allah’ın dışında kulluk yapılan tağutları ve küfrü reddediyor olması şartı getirilmiştir. Ancak bu suretteki iman ve getirilen şehadetin malı ve canı koruma altına alacağı beyan edilmiştir. Eğer, bu hususların herhangi birinde tereddüte veya şüpheye kapılırsa, onun şehadeti kabul edilmez, malı ve canı koruma altına alınmaz” denilmektedir.
Hz. Yunus'un " لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنتَ lâ ilahe illâ ente" (yani Senden başka ibadete layık ilâh yoktur) duasına gelince:
Burada "ulûhiyetin tekliğini" ispat vardır.
"Ulûhiyet" ise; Allah'ın kudretinin, bilgisinin, rahmet ve hikmetinin yetkinliğini içerir. Ayrıca burada Allah'ın kuluna ihsanının da ispatı vardır. Çünkü:
"İlâh"; "me'lûh" demektir.
"Me'lûh" ise; İbâdet edilmeye yegâne hak sahibi olan varlık mânâsındadır.
O'nun ibâdet edilmeye lâyık yegâne varlık olması; aynı zamanda O'nun çokça sevilen yegâne sevgili, çokça saygı duyulan tek saygın varlık olmasını gerekli kılan sıfatlarla s...